4 yılın özetini geçerken ifade edeceğimiz gelişme başlıkları birbirinden kopuk şeyler değil, aynı hamurla yoğrulan puzzle taşlarıdır. Bölgesel düzlemde cereyan eden çatışmalı süreç gelecek on yılları derinden etkileyecek denge kurma, bu bağlamda daha fazla söz sahibi olma mücadelesinin tezahürüdür. Kuzey Afrika ülkelerinde başlayan ‘Arap baharı’ rüzgarının yalancı bir melteme dönüştüğü, emperyal güçlerin nüfuz alanlarını genişletme amaçlı örgütlediği karşı-devrim süreciyle bağlantılı olağanüstü gelişmeler yaşıyoruz. Bölgesel zeminde karşılık bulan küresel denklemli savaş gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Batılı emperyalistler ve bölgesel işbirlikçileri ‘Arap baharını’ direnen yönetim ve halklara karşı tasfiye projesine eşitleyen saldırgan/gayrimeşru araçlarla yıkıcı sonbahar rüzgârına çevirmek istedi. Öncelikle etrafı boşalan Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi’nin AB emperyalizminin aleni dış müdahalesiyle kanlı şekilde tasfiye edilmesi ardından büyük lokma olarak görülen Suriye yönetiminin hızlı bir şekilde oldubittiye getirilerek ortadan kaldırılması adımları atıldı.
Küresel irade beyanıyla Beşar Esad’lı yönetimin tasfiyesini değişmez kırmızıçizgi olarak dayatan küresel ortaklı saldırganlık mali-askeri ve politik destek kanallarını açık tutarak sahaya tekfirci terör şebekelerini sürdü. Çokuluslu tekfirci terörizm onlarca yıl gerilerden başlayan gelişimsel dinamikleriyle Pentagon stratejisinin ürünü olarak vücut bulsa da feyiz aldığı düşünsel arka planVahhabi gericilikti. İslami kimlikli halkların çoğunluğu oluşturduğu bölgede İslamist kurgulu karşı-devrim hareketinin yıkıcı rolü tekfirci çizgideki selefist öbeklere yüklendi.
İsrail rejiminin varlığını korumayı da garanti almak anlamına gelen BOP eksenli Suud, Katar, Türkiye’nin istasyon görevi gördüğü, emperyalizmin maşası tetikçiler Suriye’ye var güçleriyle saldırdı. Suriye’yi düşürerek İran ve Rusya’nın müttefikini devre dışı bırakacak yine bağımsızlıkçı direnişçi yapıları-örgütleri teslim alacak veyahut imha edeceklerdi.
21.yy. ilk çeyreğinde Orta Doğu siyasası batılı emperyalistlerin politik nüfuz alanına yeni halkalar eklediği, yeraltı-yerüstü kaynakları üzerinde hegomanik çıkarlarını garanti altına almaya odaklandığı, bölgeye siyonizm hançerine ek selefizm hançerinin saplanacağı ve buraya hakim olanın geostratejik önemi gereği üç kıtaya hakim olur gerçekliğine göre direnme dinamiklerinin kesintisiz şiddet sarmalıyla boğulacağı kaotik karanlığa sürükleniyor. Uygarlığın, kültürlerin, dinlerin, toplumların hayat bulduğu dünyanın orta yeri yeni siyasa gereği deyim yerindeyse‘cahiliye dönemine’ sokulmak isteniyor. Vahhabi bağnazlık bunun için teşvik ediliyor.
Bir kere şu noktada bilinç açıklığına sahip olmalıyız; direniş eksenine düşmanlık güden güçler, SuudiAmerika bağlantılı Siyonist İsrail’in güdümündedir. 'Suriye Devrimi-Kıyamı' ABD sömürgeciliğine hizmet eden bir yığın işbirlikçinin SuudiAmerika ve Siyonistler adına sahada savaşması gerçeği anlatır. Sözde devrimci-mücahit gruplara silah, para ve lojistik nereden geliyor gayet açık değil mi? Hal böyleyken Suriye ve Irak'ta her ne adına olursa olsun bu tetikçi güçlere destek vermek bilerek/bilmeyerek karşı-devrimci güçlere hizmet etmek anlamına gelir. Tehlikeli kimdir diye sorulduğunda, SuudiAmerika ve işbirlikçi güçleri işaret etmek gerekir. İran ve Suriye'yi değil...
Suriye’de 4. yılını geride bırakan savaş sürecinin siyasal, sosyolojik ve ekonomik tahribatları bir yana küresel mutabakata dayalı dayatılan ‘rejim değişikliği’ projesinin iflasını muştulayan yanıyla bölge dengelerini derinden sarstığını söylemeliyiz. Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde içeriden darbeyle olmadı çok araçlı planlamayla zora dayalı metotlarla irrasyonel çözüme kartlarını yatıran emperyal güçler ve bölgesel ortakları kaybetti. Sorunu doğuran, çatışmalı zemine çeken emperyal şer koalisyonu karşılarında hiç beklemedikleri ulusal ve bölgesel direnç dinamiklerini buldu. Suriye, Irak ve son olarak Yemen'de karşı karşıya oldukları tablo ortada.
Başlangıçtan itibaren ÖSO'dan El Kaide'ye uzanan denklemle terör şebekelerine dayalı şiddet araçlarıyla yıkıcı savaşı derinleştiren Suriye düşmanı devletler körükledikleri şiddetle sonuç alınamayacağını görmeye başladı. Çokuluslu cihadist şebekelere yaptıkları yatırımların niteliği ne olursa olsun 'rejim değişikliği' sonucu doğurmayacağı artık en geniş kesimler tarafından kabul gören rasyonel yaklaşım haline geliyor.
4 yıl önce büyük komplo sürecine pratik geçerlilik kazandırdıkları politik atmosferde 'özgür devrimci, özgür ordu, mücahit' payeleri biçtikleri tetikçi güçlerin geliştirdiği şiddet Suriye halkının kendisine karşı şiddet zemine oturdu. Zaten kullanılan tetikçilerin misyonu, ufku ve paradigmaları başka türlü bir sonucun şekillenmesine olanak tanımazdı. Tetikçiler beslendiği arka plan güç adına hareket ederken mezhep ayrımcılığına oynayarak yolun başında yenilgisini itiraf etmiş oldu. Suriye diğer inanç özneleri gibi Sünni kimlikli vatandaşlarında dini-siyasi-kültürel baskılanma yaşamadığı bir Arap ülkesidir. Selefi gericiliğin nüfuz edemediği halk farklılıklarıyla ülkesinin yaşanılabilir olduğunun bilinciyle hareket etti. Çözülen, kaçan, paraya vatanını satan güruhlar vatan savunmasını kemirmeye soyunsa da Suriye halkı vatanına sahip çıktı, Suriye halkı halk-ordu birlikteliğiyle ağır bedel ödeyerek kazandı.
AKP ve yörüngesindeki yandaş güçlere göre güncellenen yeni tehdit odağı 'direniş ekseni' içinde tanımlanan dinamik yapılar... Bu baskın daireye göre; Işid kötü, diğer etiketleri kullanan tekfirci öbekler farklı gerekçelerle kabul edilebilir... Bölgede tekfirci öbeklerin sonuç almalarının önündeki engel, onların hesaplarını bozan ve sahada karşılarına çıkan, eksenin güçlü iradesidir. Peki güncel Şii-Alevi hazımsızlığının temel nedeni nedir? Bahse konu ettiğimiz çevrelerin iflas eden politik açmazları öfkelenmelerine yol açıyor. Çünkü onlar mezhebi önyargıyla hareket ettiklerinden ve en önemlisi sahada tekfirci terör öbekleriyle ciddi savaşımın öncüsünün direniş eksenin kendisinin olmasına karşı hazımsızlık gösteriyor.
Türkiye’deki düzen İslamcı çevreler 'Suriye kıyamı 5. yılında' diyor. Tekrardan değinmekte fayda var. Parçası oldukları ‘kıyam’:
ABD adına kıyam,
Fransa adına kıyam,
İngiltere adına kıyam,
Suudi Petro dolar monarşisi adına kıyam,
Katar Petro dolar monarşisi adına kıyam,
AKP gericiliği adına kıyam,
İsrail siyonizmi adına kıyam,
Yeryüzünün en lanetli kirli batağı tekfirciler adına kıyamdır...
Kötülük adına çıkılan kıyama karşı insanlık ailesinin iyiliği adına direnmek ise en büyük devrimci mücadeledir. Büyük insanlık ailesinin aydınlık yarınları için süren devrimci mücadelenin rengini verdiği gerçekleri konuşalım.
Ferhat Aktaş